26 Aralık 2025 Cuma

Yapay Zeka ve İktisat

Yapay zeka (YZ), sadece teknolojik bir yenilik değil; iktisadi yapıyı, emek piyasalarını ve değer yaratma biçimlerini kökten dönüştüren bir kırılma noktasıdır. Sanayi Devrimi buhar gücü ile üretimi mekanikleştirdiyse, Dijital Devrim yapay zeka ile karar alma süreçlerini otomatikleştiriyor. Bugün algoritmalar, yalnızca veri analiz etmekle kalmıyor; iş ilanlarını filtreliyor, kredi skorlarını değerlendiriyor, finansal piyasalarda işlem yapıyor, hatta yaratıcı üretime dahi katılıyor. Tüm bu gelişmeler, iktisat disiplinine şu soruları yöneltiyor: Değer artık nerede üretiliyor? Emek tanımı nasıl değişiyor? Gelir dağılımı hangi dinamiklerle şekilleniyor? YZ çağında emek piyasalarının iki yönlü bir baskı altında olduğu söylenebilir. Bir yanda rutin, tekrar eden işlerin otomasyonu hızlanıyor; diğer yanda yüksek vasıflı işlerde “tamamlayıcı” bir ilişki ortaya çıkıyor. Örneğin muhasebe, tıp, hukuk veya tasarım gibi mesleklerde YZ, profesyonelin üretkenliğini artıran bir araç olarak konumlanıyor. Ancak aynı süreç, düşük vasıflı işlerde istihdam kaybı riskini gündeme getiriyor. Bu durum, teknolojik eşitsizlik veya yapay zeka uçurumu olarak ifade edilen yeni bir sınıfsal ayrışmaya işaret ediyor: YZ ile çalışma kültürüne uyum sağlayabilenler ile dışarıda kalanlar arasında büyüyen bir mesafe. Değer üretimi de bu dönüşümden payını alıyor. Geleneksel iktisat teorisinde üretim, emek-sermaye ilişkisine dayanırken; bugün veri, algoritmik kapasite ve bilişsel altyapı yeni üretim faktörleri olarak öne çıkıyor. Bu nedenle veri, “yeni petrol” metaforunun ötesine geçerek iktisadi bir güç kaynağı haline gelmiş durumda. Veri toplama, işleme ve modelleme kapasitesi artık uluslararası rekabette belirleyici bir unsur haline geliyor. Tüm bunlar, politika alanında da yeni ihtiyaçlar yaratıyor. Evrensel temel gelir tartışmaları, algoritmik vergilendirme, dijital tekellerin düzenlenmesi ve yapay zekâ etiği gibi başlıklar iktisadın gündemine yerleşmiş durumda. Yapay zeka çağı, yalnızca teknolojik bir sıçrama değil; iktisadi düşüncenin sınırlarını yeniden çizen bir paradigma değişimidir.


12. Hafta: Din ve İktisat Sosyolojisi

Viviana A. Zelizer, ekonomik hayatı salt rasyonel çıkarlar ve piyasa dinamikleri üzerinden açıklayan yaklaşımlara güçlü bir eleştiri getirir. “İnsani Değerler ve Piyasa: 19. Yüzyıl Amerika’sında Hayat Sigortası ve Ölüm Örneği” isimli çalışması, bu eleştirinin en çarpıcı örneklerinden birini sunar. Zelizer, 19. yüzyıl Amerika’sında hayat sigortasının yaygınlaşma sürecini incelerken, sadece ekonomik bir ürünün toplumsallaşmasını değil; aynı zamanda ölüm, yas, aile ve değer kavramlarının piyasa mantığı ile nasıl yeniden kurulduğunu gösterir. Başlangıçta hayat sigortası, özellikle dini ve kültürel çevrelerde büyük tepkiyle karşılanmıştır. Ölüm üzerinden para kazanmak, insan hayatının manevi değerini bir poliçe değerine indirgemek olarak görülmüş; hatta birçok dini otorite bunu “kutsala hakaret” olarak yorumlamıştır. Ancak zamanla, özellikle sanayileşme ve modernleşmenin getirdiği sosyal belirsizlikler arttıkça, aile bireylerini geleceğe karşı güvence altına alma fikri toplumda kabul görmeye başlamıştır. Böylece hayat sigortası, sadece mali bir araç değil; sorumluluk, sevgi ve aile bakımının maddileşmiş bir biçimi olarak yeniden anlam kazanmıştır. Zelizer’e göre burada yaşanan şey ne piyasanın insanı “tamamen metalaştırması” ne de duygusal değerlerin piyasayı “dışarıda bırakmasıdır.” Bunun yerine iki alan birbirine sızarak yeni bir melez değer alanı yaratır. Yani para ve duygular, ekonomi ve ahlak, piyasa ve mahremiyet birbirini dışlayan değil, yeniden şekillendiren unsurlar haline gelir. Bu nedenle Zelizer’in yaklaşımı, ekonomiyi toplumsal ilişkilerden kopuk gören geleneksel iktisat anlayışına karşı, ilişkisel bir ekonomi sosyolojisi önerir. Bugün sağlık sigortası, organ bağışı tazminatları, bakım emeğinin ücretlendirilmesi gibi tartışmaların merkezinde hâlâ Zelizer’in soruları yankılanır: Para her şeyi kirletir mi? Yoksa duygusal değerler, parayla yeni biçimler mi kazanır? Zelizer bize bu soruları sormadan ekonomiyi anlamanın mümkün olmadığını hatırlatır.

Kaynaklar:

“İnsani Değerler ve Piyasa: 19. Yüzyıl Amerika’sında Hayat Sigortası ve Ölüm Örneği”, Yaz. Viviana A. Zelizer, İktisadi Hayatın Sosyolojisi, Ed. Mark Granovetter ve Richard Swedberg, s. 237-256, İstanbul: Alfa Yayınları.

 

Ek Okuma Önerisi:

 

“Piyasalarda Ahlakın Dönüşümü: Ölüm, Menfaatler ve Hayat Sigortası Poliçelerinin Değişimi”, Yaz. Sarah Quinn, İktisadi Hayatın Sosyolojisi, Ed. Mark Granovetter ve Richard Swedberg, s. 254-301, İstanbul: Alfa Yayınları.

 

Film/Belgesel Önerisi: Sierra Nevada, Yön. Cristi Puiu, 2016. 


20 Aralık 2025 Cumartesi

Pera Müzesi Gezisi

İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi İktisat Sosyolojisi dersini alan öğrencilerle birlikte, 19 Aralık Cuma günü Pera Müzesi’ne bir gezi gerçekleştirildi. Ders kapsamında düzenlenen bu etkinlik, öğrencilerin iktisadi olguları kültürel, tarihsel ve sanatsal bağlamlarıyla birlikte değerlendirmelerine olanak sağlamayı amaçladı. Müze gezisi, sınıf ortamında ele alınan kuramsal tartışmaların mekânsal ve görsel bir deneyimle desteklenmesi açısından verimli bir öğrenme alanı sundu. Gezide Pera Müzesi’nin kalıcı koleksiyonları incelendi. Özellikle Oryantalist Resim Koleksiyonu, Osmanlı coğrafyasının Batılı ressamlar tarafından nasıl temsil edildiğini göstermesi bakımından dikkat çekiciydi. Bu eserler üzerinden Doğu-Batı ilişkileri, kültürel temsiller ve ekonomik güç dengeleri üzerine değerlendirmeler yapıldı. Resimlerde betimlenen gündelik hayat sahneleri, üretim biçimleri ve ticari ilişkiler, iktisat sosyolojisi perspektifiyle tartışıldı. Ayrıca Kütahya Çini ve Seramik Koleksiyonu ile Anadolu Ağırlık ve Ölçüleri Koleksiyonu da ziyaret edildi. Bu koleksiyonlar, üretim teknikleri, zanaatkârlık pratikleri ve standardizasyon süreçleri üzerinden ekonomi ile kültür arasındaki ilişkinin tarihsel boyutunu görünür kıldı. Ölçü ve tartı aletleri, piyasa ilişkilerinin güven ve düzen ihtiyacıyla nasıl şekillendiğini somut örnekler üzerinden düşünme imkânı sundu.

19 Aralık 2025 Cuma

11. Hafta: Çalışma Hayatı ve İktisat Sosyolojisi

Çalışma hayatı, iktisat literatüründe uzun süre verimlilik, ücret, istihdam ve büyüme gibi göstergeler üzerinden ele alınmıştır. Oysa iktisat sosyolojisi, çalışmayı yalnızca ekonomik bir faaliyet olarak değil; toplumsal ilişkiler, kültürel değerler, kurumlar ve iktidar yapıları içinde şekillenen bir pratik olarak analiz eder. Bu yaklaşım, emek süreçlerinin arkasındaki sosyal dinamikleri görünür kılar. Klasik sosyolojik miras bu noktada önemli bir zemin sunar. Max Weber, çalışmanın modern toplumlarda ahlaki bir anlam kazandığını ve rasyonel örgütlenme biçimleriyle iç içe geçtiğini vurgular. Weber’e göre bürokratik yapıların yükselişi, çalışma hayatını öngörülebilir ve disiplinli kılarken, aynı zamanda bireylerin hareket alanını daraltır. Bu durum, günümüz ofisleri ve kurumsal yapılarında hâlâ hissedilen bir “demir kafes” etkisi yaratır. İktisat sosyolojisi, emeğin piyasa ilişkilerine nasıl gömüldüğünü de sorgular. Çalışma hayatında güvencesizlik, esnekleşme ve kayıt dışılık gibi olgular, yalnızca ekonomik zorunlulukların değil; politik tercihlerin ve kurumsal düzenlemelerin ürünüdür. Bu nedenle işsizlik ya da düşük ücretler bireysel başarısızlık olarak değil, yapısal sorunlar olarak ele alınmalıdır. Güncel tartışmalarda ise çalışma hayatının anlam boyutu öne çıkar. Richard Sennett, esnek kapitalizm koşullarında işin karakter üzerindeki aşındırıcı etkilerine dikkat çeker. Sürekli değişen işler ve belirsiz kariyer yolları, çalışanların aidiyet ve uzun vadeli plan yapma kapasitesini zayıflatır. Sonuç olarak iktisat sosyolojisi, çalışma hayatını sayılarla sınırlı bir alan olmaktan çıkararak, emek deneyimlerini toplumsal bağlamı içinde anlamayı mümkün kılar. Bu perspektif, daha adil ve insan onurunu merkeze alan çalışma politikaları geliştirmek için güçlü bir analitik araç sunar.

Kaynaklar:

Sunar, L. (2020). Türkiye’de Mesleki İtibar: Dönüşen Çalışma Hayatı ve Mesleklerin Sosyal Konumu. Journal of Economy Culture and Society(Özel Sayı 1 / Supplement 1), 29-58.

 

Ek Okuma Önerisi:

Koytak, E. (2024). İsim, Büro, Reklam: Avukatlıkta Simgesel Sermaye Biçimleri. İnsan ve Toplum, 14(4), 80-111.

 

Film/Belgesel Önerisi: Birdman, Yön. Alejandro González Iñárritu, 2015



17 Aralık 2025 Çarşamba

10. Hafta: Göç ve İktisat Sosyolojisi

Göç olgusu, uzun süre iktisat literatüründe ağırlıklı olarak ücret farkları, işsizlik oranları ve rasyonel birey tercihleri üzerinden ele alınmıştır. Ancak iktisat sosyolojisi perspektifi, göçü yalnızca ekonomik bir karar olarak değil; sosyal ilişkiler, kurumlar, kültürel normlar ve güç ilişkileriyle iç içe geçmiş çok boyutlu bir toplumsal süreç olarak değerlendirir. Bu yaklaşım, göçmenlerin ekonomik davranışlarını anlamada daha kapsayıcı bir çerçeve sunar. İktisat sosyolojisinin temel varsayımlarından biri, ekonomik eylemlerin toplumsal bağlara “gömülü” olduğudur. Bu bağlamda göçmenlerin iş bulma süreçleri, ücret pazarlıkları ve ekonomik hayatta tutunma stratejileri; aile bağları, hemşerilik ağları ve etnik topluluklar aracılığıyla şekillenir. Benzer şekilde Mark Granovetter’in sosyal ağlar yaklaşımı, göçmen emeğinin özellikle enformel sektörlerde nasıl konumlandığını anlamada açıklayıcıdır. Göç ve iktisat sosyolojisinin kesişiminde öne çıkan bir diğer konu, emek piyasalarının katmanlaşmasıdır. Göçmenler çoğu zaman güvencesiz, düşük ücretli ve kayıt dışı işlerde yoğunlaşır. Bu durum yalnızca bireysel becerilerle değil; hukuki statü, ayrımcılık ve yapısal eşitsizliklerle ilişkilidir. Sonuç olarak iktisat sosyolojisi, göçü salt bir işgücü hareketi olarak değil; toplumsal yeniden üretim, eşitsizlik ve dayanışma ağları üzerinden analiz eder. Bu perspektif, hem göçmen deneyimlerini anlamak hem de daha kapsayıcı sosyal ve ekonomik politikalar geliştirmek açısından kritik bir katkı sunmaktadır.

Kaynaklar:

“Gömülülük ve Göçmenlik: İktisadi Eylemin Sosyal Belirleyicileri Üzerine Notlar”, Yaz. Alejandro Portes ve Julia Sensenbrenner, İktisadi Hayatın Sosyolojisi, Ed. Mark Granovetter ve Richard Swedberg, s. 193-221, İstanbul: Alfa Yayınları.

Ek Okuma Önerisi: 

Akın, M.Ş. (2024). Exploring Migration Motivations from Developed to Developing Countries: AStudy of American Emigrants to Developing Countries. Journal of Economy Culture and Society, 70: 78–97. 

Film/Belgesel Önerisi: İnsan Seli, Yön. Ai Weiwei, 2017. 



11 Aralık 2025 Perşembe

9. Hafta: Enformel Ekonomi ve İktisat Sosyolojisi

Enformel ekonomi, resmi yasal düzenlemelerin, kayıt sistemlerinin ve sosyal güvenlik mekanizmalarının dışında kalan ekonomik faaliyetleri ifade eder. Sokak satıcılığından gündelik işçiliğe, ev içi üretimden göçmen emeğine kadar uzanan bu alan, özellikle gelişmekte olan ülkelerde istihdamın ve geçim stratejilerinin önemli bir parçasıdır. İktisat sosyolojisi, enformel ekonomiyi yalnızca “kayıt dışılık” ya da “eksiklik” olarak değil; toplumsal ilişkiler, güç dengeleri ve hayatta kalma pratikleri çerçevesinde ele alır. Neoklasik iktisat, enformel faaliyetleri çoğunlukla verimsizlik, düşük üretkenlik ve hukuki sorunlar üzerinden tanımlarken, iktisat sosyolojisi bu alanın toplumsal köklerine odaklanır. Keith Hart’ın kavramsallaştırmasıyla enformel ekonomi, modern kapitalist sistemin dışında değil, onunla iç içe gelişen bir yapıdır. Özellikle işsizlik, yoksulluk, göç ve kentleşme süreçleri, bireyleri enformel ağlara yönlendiren temel dinamiklerdir. Bu bağlamda enformel ekonomi, güçlü sosyal ağlara, güven ilişkilerine ve karşılıklılık ilkelerine dayanır. Granovetter’in “gömülülük” kavramı, enformel ekonomik faaliyetlerin neden çoğu zaman akrabalık, hemşehrilik ve komşuluk ilişkileri üzerinden yürüdüğünü açıklamak için önemli bir analitik araç sunar. Enformel piyasalarda sözleşmeler yazılı değil; sözlü anlaşmalar, itibar ve sosyal denetim yoluyla işler. Günümüzde platform ekonomisi, dijital emek ve güvencesiz çalışma biçimleri, enformel ekonomi tartışmalarını yeni bir boyuta taşımaktadır. Kuryelik, evden çalışma ve mikro-girişimcilik gibi pratikler, formel ve enformel arasındaki sınırları bulanıklaştırmaktadır. İktisat sosyolojisi, bu dönüşümü analiz ederken enformel ekonomiyi geçici bir sapma olarak değil; kapitalizmin yapısal bir bileşeni olarak ele alır. Bu yaklaşım, emek, eşitsizlik ve toplumsal adalet tartışmaları açısından da kritik bir perspektif sunmaktadır.

Kaynaklar:

Akyurt, M. A. (2020). Sosyo-Ekonomik Değişmeyle Başa Çıkmak: Küçük Esnafın Taktikleri. Journal of Economy Culture and Society, Özel Sayı, 291-314. 

Ek Okuma Önerisi: 

“İş Dünyasında Sözleşme Dışı İlişkiler: Bir Ön Çalışma”, Yaz. Stewart Macaulay, İktisadi Hayatın Sosyolojisi, Ed. Mark Granovetter ve Richard Swedberg, s. 347-367, İstanbul: Alfa Yayınları.

Film/Belgesel Önerisi: Bal Ülkesi (Honeyland), Yön. Tamara Kotevska, Ljubomir Stefanov, 2020.


4 Aralık 2025 Perşembe

8. Hafta: Tüketim Toplumu ve İktisat Sosyolojisi

Tüketim toplumu, bireylerin yalnızca ihtiyaçlarını karşılamak için değil; kimliklerini, statülerini ve aidiyetlerini ifade etmek için de tükettiği bir toplumsal yapıyı tanımlar. Bu bağlamda tüketim, iktisadi bir faaliyet olmanın ötesine geçerek kültürel, sembolik ve toplumsal anlamlarla yüklü bir pratik hâline gelir. İktisat sosyolojisi ise tam da bu noktada, tüketimi piyasa mekanizmalarının ötesinde, toplumsal ilişkiler ve değerler sistemi içinde ele alır. Klasik iktisat yaklaşımı tüketimi rasyonel bireyin fayda maksimizasyonu çerçevesinde açıklarken, iktisat sosyolojisi tüketim davranışlarının sosyal bağlamdan bağımsız düşünülemeyeceğini savunur. Thorstein Veblen’in “gösterişçi tüketim” kavramı, tüketimin sınıfsal ayrışma ve statü inşasıyla nasıl iç içe geçtiğini ortaya koyan erken dönem örneklerden biridir. Daha sonra Pierre Bourdieu, tüketim pratiklerini kültürel sermaye ve habitus kavramlarıyla ilişkilendirerek, zevklerin ve tercihlerinin toplumsal olarak şekillendiğini göstermiştir. Modern tüketim toplumunda mallar yalnızca kullanım değeriyle değil, taşıdıkları sembolik anlamlarla da önem kazanır. Markalar, yaşam tarzları ve tüketim kalıpları bireylerin toplumsal konumlarını görünür kılmanın araçlarına dönüşür. Viviana Zelizer’in çalışmaları ise paranın ve tüketimin duygusal ilişkilerden kopuk olmadığını, aksine mahremiyet ve sosyal bağlarla iç içe geçtiğini vurgular. Günümüzde dijitalleşme, sosyal medya ve platform ekonomileri tüketim pratiklerini daha da dönüştürmektedir. Algoritmaların yönlendirdiği tercihler, hızlı tüketim ve deneyim odaklı harcamalar, tüketim toplumunun yeni dinamiklerini oluşturur. İktisat sosyolojisi, bu dönüşümleri eleştirel bir bakışla analiz ederek tüketimin yalnızca “ne satın alındığı” değil, “neden ve nasıl tüketildiği” sorularına odaklanmamızı sağlar. Bu yönüyle alan, tüketim toplumunu anlamak için güçlü bir kavramsal çerçeve sunar.

Kaynaklar:

“Heveslerin ve Modaların İşlenmesi: Kültür Endüstrisi Sistemleri Üzerine Bir Organizasyon Seti Analizi”, Yaz. Paul M. Hirsch, İktisadi Hayatın Sosyolojisi, Ed. Mark Granovetter ve Richard Swedberg, s. 560-580, İstanbul: Alfa Yayınları.

Ek Okuma Önerisi: 

Akarçay, E., & Suğur, N. (2015). Dışarıda Yemek: Eskişehir’de Yeni Orta Sınıfın Fast-Food Yeme-İçme Örüntüleri. Sosyoloji Araştırmaları Dergisi, 18(1), 1-29. 

Film/Belgesel Önerisi: Wall-E, Andrew Stanton, 2008.